1889’da Paris’te toplanan II. Enternasyonel’de Fransız bir işçinin önerisiyle 1 Mayıs, “işçi sınıfının uluslararası birlik, dayanışma ve mücadele günü” olarak kabul edildi. 137 yıldan bu yana 1 Mayıs, dünyanın dört bir yanında sömürüye, sefalete karşı emekçileri ortak çıkarlar etrafında buluşturan bir sınıfının mensubu olduklarını ve ancak sınıf bilinciyle hareket ederek bu düzeni değiştirebileceklerini anımsatan bir gün olarak kutlanır.
Dini, etnik kökeni, milliyeti, cinsiyeti ne olursa olsun emekçilerin aynı sınıfın içinde yer aldıklarını ve tüm ayrışmaları ortadan kaldırarak sınıf perspektifiyle mücadele etmeleri gerektiğini anımsatan 1 Mayıs, burjuvazi ve onun temsilciliğini yapan iktidarlar için hep korkulu bir rüya olmuştur. Bu korku ile 1 Mayıs’ları yasaklamak ya da içini boşaltarak (bahar bayramı ilan etmek vb) anlamsızlaştırmak için ellerinden geleni yapmışlar; bunu başaramadıkları zaman da 1 Mayıs alanlarını kana bulamaktan geri durmamışlardır.
1 Mayıs korkusunun en iyi örneklerinin yaşandığı ülkelerden bir Türkiye’dir. İlk kez II. Meşrutiyet’le oluşan özgürlük ortamında işçiler, İzmir ve Selanik’te 1 Mayıs’ı kutlamıştır. Sonraki yıllarda yasaklanmasına karşın İstanbul ve diğer bazı illerde de 1 Mayıs kutlamaları yapılmıştır. Cumhuriyet’le birlikte 1 Mayıs yasaklı olmaya devam ederken, 1935’te “bahar ve çiçek bayramı” olarak tatil günü ilan edilmiştir. İlk kitlesel 1 Mayıs, yüzbinlerce işçinin katılımıyla 1976’da Taksim Meydanı’nda gerçekleştirilmiştir. 1976’daki kutlamanın görkeminden korkanlar 1977’de Taksim’de yapılan 1 Mayıs’ı -tıpkı 1896’da Haymarket’te olduğu gibi- kana bulamıştır. 37 işçinin can verdiği bu katliama rağmen 1 Mayıs 1978’de işçiler daha yoğun bir katılımla Taksim’de toplanırken, 1979’da Sıkıyönetim Komutanlığı’nın İstanbul’da izin vermediği 1 Mayıs, 12 Eylül darbesi sonrasında tüm Türkiye’de yasaklanmıştır. 1980’li ve 90’lı yıllarda yasaklara rağmen işçilerin bir araya geldiği 1 Mayıs’ların pek çoğu yine kana bulanmıştır. AKP iktidarının altıncı yılında 2009 yılında 1 Mayıs ”Emek ve Dayanışma Günü” olarak tatil ilan edilirken 2010’da Taksim, 1 Mayıs kutlanmalarına açılmış; 2013’ten itibaren ise Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs kutlamaları yine yasaklanmıştır.
2026 yılı 1 Mayıs’ına giderken emekçilerin büyük kısmı en temel gereksinimlerini (beslenme, barınma, sağlık vb) bile karşılayamadıkları bir yoksulluk, yoksunluk içindedir. Çalışma rejiminde işçinin haklarını koruyan yasalar, kurallar hükmünü yitirmiş; AKP/saray rejiminin kolluk güçleri ve yargısını arkasına alan patronlar, emeği sömürmekte sınır tanımamaktadır. Hakkını arayan işçiler devletin şiddet aygıtlarını karşılarında bulurken, mücadele eden sendikacılar tutuklanmaktadır. Ekonomi yönetiminin açıklamaları, İran savaşının önümüzdeki dönemde ekonomide yaratacağı etkilerin ve artan silahlanma harcamalarının faturasının yine emekçi kesimlere çıkarılacağını göstermektedir. Bu da yoksullaşmayı derinleştirirken toplumsal tepkilere karşı rejimin de daha fazla otoriterleşmesini beraberinde getirecektir.
Son derece karanlık olan bu tablo karşısında 1 Mayıs’ta emekçilerden beklenen, uğradıkları haksızlık ve hukuksuzluklarla mücadelede kararlı olduklarını meydanlarda bir araya gelerek göstermeleridir. Ancak uzun yıllardır sendikaların öncülüğünde gerçekleştirilen 1 Mayıs’lar yasak savmaktan öteye geçmemektedir. Bu yıl da sendikalar farklı alanlarda farklı taleplerle 1 Mayıs’a hazırlanmaktadır. Farklı alanlar ve farklı taleplerle 1 Mayıs’a giderek sınıf içinde ayrışma yaratmaları sendikal yapıların sınıf perspektiflerini kaybetmiş ve sınıfa yabancılaşmış olmalarının da en açık göstergesidir. Tek gösterge bu değildir elbette. Örneğin aylardır ücretlerini alamadıkları için Eskişehir’den Ankara’ya yürüyen, gözaltına alınan Doruk Madencilik işçileriyle, 40 gündür tutuklu olan BİRTEK-SEN Başkanı Mehmet Türkmen’le ve direnişte olan diğer emekçilerle dayanışma içinde olup olmadıkları da sendikaların sınıfsal tutumunu ortaya koyması bakımından önemlidir.
Sendikacılığı üyeleri için toplu iş sözleşmesi yapmaktan ibaret gören, sermaye ve devletle uzlaşı içinde sınıf mücadelesini manipüle eden anlayışlar, 1 Mayıs’lara tarihsel anlamını kaybettirmeye ve egemenler için korkulacak bir gün olmaktan çıkarmaya çalışmaktadır. İşçi sınıfı, içinde bulunduğu karanlık tablodan kurtulmak ve 1 Mayıs’ları tekrar burjuvazinin korkulu rüyası haline getirmek için sendikaları sorgulamak ve mücadelesini sınıfa yabancılaşmış sendikalara karşı da yükseltmek durumundadır.
