6 Şubat 2026 Cuma

Epstein belgeleri, Trump’ın ahlâkı ve zamanın ruhu!

                                  7 Şubat 2026

Epstein belgeleri, ABD egemenliği altında işleyen kapitalist sistemin siyasetçisiyle, burjuvazisiyle ve bunların hizmetinde olanların (aktris, akademisyen vs) insanlık onuru ve haysiyetiyle açıklanamayacak iğrenç bir çarkı nasıl işlettiklerini gözler önüne serdi. Açıklanan belgeler sayesinde, Trump’ın ve önceki bazı ABD başkanlarının da odağında yer aldığı bu çark etrafında oluşan bir ilişki ağı üzerinden dünyanın nasıl yönetildiğini tüm açıklığıyla görmüş olduk.


Epstein belgeleriyle ortaya saçılan rezalet akıllara Trump’ın Venezuella başkanı Maduro’yu kaçırıp ABD’ye getirmesi ve Venezuella’nın doğal kaynaklarına el koyduğunu ilan etmesi hadisesinin ardından söylediği “başkan olarak yetkilerini sınırlandırabilecek şeyin ‘kendi ahlâk anlayışı’ olduğu, uluslararası hukukun, anayasa ya da mahkemelerin kendisini bağlamadığı” sözlerini getirdi.


Trump’ın bu sözleri, kendi kişiliği üzerinden -belirleyici aktör konumunda olduğu- sistemin hangi anlayışla yönetildiğini ifade ediyor; önceki başkanların da bu çarkın içinde yer alması, hukuk tanımayan bu anlayışın sadece Trump döneminin değil; önceki dönemlerin de ruhunu yansıttığını gösteriyordu. Trump’ın önceki başkanlardan farkı, bu anlayışı daha fütursuzca yani gelecek tepkilere aldırış etmeyen bir özgüvenle ifade etmesiydi. Bu ise elbette Trump’ın daha dürüst, açık sözlü vs olmasından değil, buna karşı çıkacak bir gücün olmadığı inancından kaynaklanıyordu. Dolayısıyla Epstein belgelerindeki çocukların kaçırılıp, tacize, tecavüze maruz bırakılmasına kadar uzanan ve insanlık suçuna varan iğrençliklerin baş aktörlerinden biri olan Trump’ın ve onunla birlikte dünyanın gidişatını belirleyen kapitalist sistemin “ahlâk anlayışı”nı ortaya koyuyordu.  


Belgelere göre tüm iğrençliğin merkezi Epstein adasıydı ve burada kurulan ilişki ağı sayesinde tüm dünyaya yayılıyor; Trump’ın Epstein belgelerinde karşılığını bulan “ahlâk anlayışı” bütün dünyayı sarıp sarmalıyordu. Bu anlayış, Epstein’in ve adada kurulan düzenin fiilen ortadan kalkmasıyla sona ermedi; aksine günümüz kapitalizminin belirleyici karakteri; tabiri caizse “zamanın ruhu*” haline geldi. 


Egemenler, muktedir oldukları her alanı, Epstein belgelerinden yansıyan “ahlâk anlayışı” çerçevesinde düzenlemeye çalıştı. Trump’ın “üzerine lüks turizm ve ticaret merkezi kurulacak bir arsa” olarak gördüğü Gazze’de onbinlerce insanın katledilip, milyonlarcasının göçe zorlanması ve dünyanın buna sessiz kalması söz konusu “ahlâk anlayışı”nın en yakın ve en çapıcı örneğidir. Suriye’nin başına ABD tarafından eli kanlı bir cihatçının geçirilmesine; Dürzilere, Alevilere yönelik katliamlara ve en son Kobane’de Kürtlerin günlerdir kuşatma altında tutulmasına rağmen bu cihatçı anlayışın -dünyanın “medeni” ülkelerinden oluştuğu düşünülen AB tarafından bile- el üstünde tutulması ve benzeriyle örnekler çoğaltılabilir.


Zamanın ruhu haline gelen “ahlâk anlayışı” sadece uluslararası alanda değil, ABD ve onunla ilişkilenen diğer ülkelerin iktidarları tarafından da kendi egemenlik alanlarında benimsenmekte ve uygulamaktadır. Türkiye’den de bir kaç örnek vermek gerekirse, cemaat yurtlarında çocukların tacize uğraması ve iktidar milletvekillerinin bu rezaletin faillerinin soruşturulmasını bile engellemesi veya 6 Şubat depremlerinde Kızılay çadırlarının depremzedelere parayla satılması da bu “ahlâk anlayışı”nın sonucu değil midir?  Ya da gerçek fiyat artışlarının TÜİK vasıtasıyla gizlenip, milyonlarca emekçinin, emeklinin açlık sınırının altında bir ücrete mahkûm edilmesini; Şık Makas’ta Migros depolarında vb birçok işyerinde hakkını arayan işçilerin kolluk güçleri tarafından engellenmesinin ardındaki “ahlâk anlayışı”nı farklı değerlendirmek mümkün müdür?


Yüzyıllar süren mücadelelerle elde edilmiş insanlık değerlerini ortadan kaldıran ve Rosa Luxemburg’un müthiş bir öngörüyle tespit ettiği “Ya sosyalizm ya barbarlık” sözünde geçen “barbarlığı” fersah fersah aşan bir vahşet dönemindeyiz. Bu vahşet, distopik bir film izler gibi izlenemez! Zira bizler hangi kimlikle hangi coğrafyada yaşıyor olursak olalım bir biçimde bu vahşetten payımızı alıyoruz.


Unutmamak gerekiyor ki muktedirlere bu iğrenç, insanlık dışı çarkı umarsızca döndürmeleri için cesaret veren, toplumsal mücadelelerin baskı altına alınarak halkların pasifize edilmiş olmasıdır. Zamanın ruhunu Trumpgiller ve Epstein benzeri rezillik çarklarının değil, demokrasi, hak, hukuk, özgürlükler kısaca insanlık değerleriyle belirlemesini istiyorsak Rosa Luxemburg’a kulak vermeli ve bunun için mücadele etmeliyiz!



(*)Zamanın ruhu, bir döneme hâkim olan düşünme ve hissetme tarzını, zihniyeti anlatır.