6 Haziran 2015 Cumartesi

Yaşasın halkların kardeşliği yaşasın HDP…


HDP’nin 7 Haziran seçiminde elde edeceği başarıyı sadece AKP’yi geriletmek üzerinden değerlendirmemek gerekir. Elbette 13 yıldır ülkede despotizmi, gericiliği egemen kılan, Roboski’de Reyhanlı’da Soma’da Ermenek’te Gezi direnişinde yüzlerce cana mal olan katliamın sorumluluğunu taşıyan; hırsızlığı, yolsuzluğu ayyuka çıkmış  bir iktidarı geriletmek, durdurmak son derece önemlidir. Ama en az onun kadar önemli olan Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana Gayri-Müslimleri, Kürtleri, Alevileri ayrıştırmak ve halkları birbirine düşmanlaştırmak üzerinden varlığını sürdürmeye çalışan bir devlet anlayışına karşı toplumsal barışın sağlanmasında üstlenilen roldür.

2012 yılında KCK operasyonları ve buna karşılık ölüm oruçlarının karabulutlar gibi üzerimize çöktüğü bir dönemde HDP’yi kurduk. Amacımız sadece AKP’nin despotizmini aşmak değil; 90 yıldır devam eden ayrımcılığın, düşmanlaştırmanın şiddete dönüştüğü 12 Eylül darbesinden bu yana süren baskılara artık bir son vermekti. Bunun yolu bu zamana kadar ayrımcılığa uğrayan birbirine düşmanlaştırılmaya çalışılan kesimler olarak bir araya gelmek ve barışı toplumsallaştırmaktı. Kürt hareketinin büyük bedeller ödeyerek 30 yıldır sürdürdüğü mücadelenin sonucunda devleti temsilen AKP hükümeti müzakere masasına oturmak zorunda kalmıştı. Ancak devlet aracılığıyla toplum üzerinde egemenlik kurmayı amaçlayan bunun için de demokrasinin en temel ilkelerini dahi ayaklar altına alan bir iktidara güvenmek mümkün değildi. Kürt sonunun çözülebilmesi ve barışın kalıcı olabilmesi için düşmanlığın yaratıldığı toplum kesimleri arasında barış düşüncesinin oluşturulması; diğer bir söyleyişle barışın toplumsallaştırılması gerekiyordu. Bunun yolu, ayrımcılığa uğrayanlarla kendisini ayrıcalıklı zanneden ama ayrımcılığa uğrayanlarla birlikte ezilen, sömürülen kesimleri tek çatı altına toplayabilmekti. Zira ekonomik ve siyasi egemenliği elinde bulunduran küçük bir azınlığın dışında bu ayrıştırma ve düşmanlaştırma politikasının kazanını yoktu. Dolayısıyla bu küçük azınlık dışındaki toplum kesimlerini oluşturan emekçiler, yoksullar ister Kürt ister Türk, ister Ermeni, ister Alevi, ister Sünni, ister kadın ister erkek ya da LGBTİ birey olsun aynı kaderi paylaşıyordu. O halde aralarında çıkar çelişkisi olmayan bu kesimlerin mücadelelerini tek bir çatı altında toplamalarının da önünde hiçbir engel olamazdı.

HDP, siyasal düzenin tüm anti demokratik koşullarına, ekonomik olanakların tüm eşitsizliğine rağmen gerek sayıları son derece az olan milletvekilleriyle Meclis’te, gerekse Roboski’den Soma’ya toplumsal problemlerin yaşandığı tüm alanlarda mücadelesini sürdürdü. 2014 yerel seçimlerini ve cumhurbaşkanlığı seçimini kazanılması gereken bir seçim olmanın ötesinde Türkiye’nin her köşesinde barışı toplumsallaştırmanın aracı olarak gördü, bütün çalışmalarını bunun üzerine yürüttü. 7 Haziran genel seçimlerine giderken de perspektifi değişmedi: Türkiye’nin her bir yanına barışın sesini taşımak temel hedef oldu. Bu nedenle kimilerinin ifade ettiği gibi büyük bir risk alındı ve seçime bağımsız adaylarla değil de parti olarak girildi. 30-35 milletvekiliyle Meclis’e girmek değil, Türkiye siyasal sisteminin tepesinde Demokles’in kılıcı gibi sallanan yüzde 10 barajını aşarak, işlevsiz hale getirmek amaçlanıyordu.

6 Haziran akşamı itibariyle yani seçim propaganda çalışmalarının sona erdiği ve sandığa gitmeye sayılı saatler kaldığı bir süreçte şu düşüncelerimi paylaşmak istiyorum: Tüm eşitsiz koşullara; maruz kaldığı tüm baskılara, şiddete rağmen HDP, kuruluş amacından en küçük bir taviz vermemiş barışın toplumsallaşması konusunda çok önemli adımlar atmıştır. Büyük bir olasılıkla baraj aşılacak ve HDP, sadece 13 yıllık AKP döneminin değil 35 yıllık darbe döneminin ve hatta 92 yıllık halkları birbirine düşmanlaştıran anti demokratik dönemin sona ermesi konusunda Türkiye siyasetinde belirleyici bir aktör olarak yerini alacaktır. Eğer söylentisi ayyuka çıktığı gibi seçim hileleri tutar, HDP baraj altında kalırsa da durum değişmeyecektir. HDP, Meclis dışında kalsa da barış, demokrasi, sosyal adalet mücadelesinin adresi olacaktır.

Sözün özü:. Kurucusu ve üyesi olmaktan onur duyduğum HDP,  seçim sonucu ne olursa olsun barışı toplumsallaştırmak konusunda başarıya ulaşmıştır. HDP’nin seçim sürecindeki başarısında katkısı bulunan başta eş başkanlar olmak üzere tüm yönetim kadrolarının ve tüm HDP emekçilerinin Türkiye demokrasi tarihine altın harflerle yazılacağından kuşkum yoktur.
Yaşasın halkların kardeşliği yaşasın HDP…