18 Nisan 2013 Perşembe

Emekçi için tek güvence: Örgütlülük


ÖZGÜRCE
19/04/2013
Güvence tüm canlılar için en temel ihtiyaçtır. Doğduklarında önce ana kucağının sıcaklığına daha sonra da toprağa güvenmiştir diğer tüm canlılar gibi insan da. Doğanın üretici gücü toprakta can bulmuştur çünkü; toprak yaşamdır, diğer tüm canlılar için de insan için de…
Sanayileşmeyle birlikte topraktan kopartılıp kentlere göçtüğünde emeğinden başka güvenecek hiçbir şeyi kalmamıştır emekçi olan insanın… Emek gücü satılacak ve karşılığında alınan ücretle yaşam sürdürülecektir. Ama toprak gibi vefalı değildir emek gücünü satın alan patronlar; emekçiye güvence vermek bir yana emekçinin güvencesizliği üzerine kurmuşlardır adına kapitalizm denen sistemi. Amaç bellidir: Emekçi güvencesiz olacak ki güvencesizliğin verdiği korku ve telaşla hem en kötü koşullarda çalışmaya mecbur kalsın hem de kendisini güvencesiz bırakan bu sistemi sorgulayıp ona karşı çıkamasın (!)
Sistemin kendilerini güvencesiz bırakmaya yönelik uygulamaları karşısında emekçiler, örgütlü güçlerini keşfetmişlerdir. Güvence, örgütlü gücün kurumlaştığı sendikalar, siyasi partiler olmuştur artık. Güvencesizliğe karşı yürütülen örgütlü mücadele karşısında burjuva devletleri, güvenceyi yasalarla teminat altına almak zorunda kalmıştır. Ekim Devrimi sonrasında reel sosyalizmin tehdidi ve 1929 kriziyle iflas eden liberal politikalar sonrasında benimsenen sosyal devlet düzenlemeleriyle birlikte devlet ve hukuk düzeni de emekçiler tarafından güvence olarak görülmeye başlanmıştır.
Devletin ve yasaların sağladığı güvence öylesine büyük bir yanılsama yaratmıştır ki emekçiler, güvencenin gerçek kaynağının kendi örgütlü güçleri olduğunu unutmaya başlamıştır. 1970’ler sonrasında bir taraftan reel sosyalizmin tehdit olmaktan çıkması, diğer taraftan yeniden liberalizmin uygulanmasıyla birlikte devlet de yasalar da kapitalist üretim sisteminin esası olan güvencesizleştirme politikalarının aracı haline gelmiştir.
Türkiye’de son 30 yıldır uygulanan güvencesizleştirme politikalarında son viraja gelinmiştir. Bu virajda güvencesini kısmen koruyan kamu emekçileri vardır. Yasal değişiklikler ve/veya “toplu sözleşmelerle” kamu emekçileri de tamamen güvencesizleştirilmeye çalışılacak; böylece sermayenin ve hükümetin Türkiye’de güvenceye sahip tek bir emekçi bırakmama hedefi doğrultusunda bir adım daha atılmış olacaktır.   
Sözün özü: Kapitalist sistem emekçiyi insan olarak görmeyip onu güvencesizleştirmeye çabalasa da emekçi insandır ve onun da diğer canlılar gibi en temel ihtiyacı güvencedir. Tarihsel süreç devletin de yasaların da güvence olmadığını; emekçiler için tek ve gerçek güvencenin örgütlü güç olduğunu göstermiştir.
Örgütsüzlüğün ve örgütlere güvensizliğin en yoğun olduğu bir dönemde hatırlatmak gerekir ki: Madem güvence en temel ihtiyaçtır ve emekçi için gerçek güvence sadece örgütlü güçtür o halde emekçiler için örgütlenme en yaşamsal ihtiyaçtır. Güvenilebilecek örgütlenmeleri yaratmak ya da örgütleri güven duyulacak bir duruma getirmek de yine emekçilere düşmektedir.
---------
SAV (Sosyal Araştırmalar Vakfı), 19-20 Nisan 2013 tarihlerinde MSGSÜ Fındıklı Kampüsünde “Güvencesizlik ve Mücadele Deneyimleri” konulu bir sempozyum düzenlemektedir. Sempozyumda güvencesizlik çeşitli boyutlarıyla ele alınacak ve güvencesizliğe karşı Türkiye ve dünyada gerçekleştirilen mücadele örneklerine yer verilecektir. Ayrıca kadınlar, Kürtler, göçmenler, LGBT bireyler ve sakatlar gibi emek piyasalarında ayrımcılığa uğradığı için güvencesizliği çok daha derinden yaşayan kesimlere yönelik de bildiriler sunulacaktır. Sempozyum tüm emekçilere açıktır.

Hiç yorum yok: