Laikliğin siyaseti belirleyen bir etken olmaktan çıkması dinin siyasallaşmasını engellememiştir. Aksine cemaat ve tarikatlar AKP iktidarına ortaklık etmiş, devletin tüm kademelerinde kadrolaşarak güçlenmiştir. 17-25 Aralık sonrasında AKP, iktidarını paylaştığı Gülen Cemaati ile ipleri koparmışsa da diğer cemaat ve tarikatların devlet yönetimindeki gücü artarak sürmüştür. Cemaat ve tarikatların etkisi artarken özellikle eğitimde Anayasa’nın laiklik ilkesini ihlal eden uygulamalar da yaygınlaşmıştır. İmam, vaiz ve Kur'an kursu hocalarının “manevi danışman” olarak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB)’e bağlı okullarda "değerler eğitimi" vermesini içeren ÇEDES protokolü bunların en çarpıcı olanıdır. Ayrıca imam hatip okullarının yaygınlaşması, müfredatta din derslerinin ağırlığının artması gibi uygulamalar da laikliğe aykırı olduğu için MEB’e yöneltilen eleştirilerin konusu olmuştur.
MEB’in laiklik ilkesiyle çelişen son kararı, ramazan ayı boyunca tüm okullarda ‘Maarifin Kalbinde Ramazan’ temalı etkinlikler düzenlenmesine ilişkin genelgesidir. İstanbul Barosu Çocuk Hakları Merkezi’nin Anayasa’ya göre ‘kimsenin ibadete, dinî ayin ve törenlere katılmaya zorlanamayacağı’ gerekçesiyle karşı çıktığı genelgeye tepki olarak 168 yazar, akademisyen, sanatçı ve gazeteci de 19 Şubat'ta "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bir bildiri yayımlamıştır.
Erdoğan, partisinin grup toplantısında "Çocuklarımızın namazı, orucu öğrenecek olması sizi neden rahatsız ediyor? Çocuklarımızın teneffüs saatlerinde okul bahçelerinde cıvıl cıvıl hep bir ağızdan ilahiler söylemesi sizi neden rahatsız ediyor? Laiklik kavramının arkasına saklanmaktan vazgeçin. Rahatsız olan varsa gitsin bu vatanla, bu bayrakla, bu toprakla aidiyetini tekrar tekrar sorgulasın.” ifadeleriyle genelgeyi savunurken, bildirinin imzacılarını da doğrudan hedef alarak şunları söylemiştir: “… ramazandan sadece bir gün önce artık nesli tükenmekte olan bir kısım yobaz çıktı, o bayat 'laiklik elden gidiyor' şarkısını söyleyen, zehir saçan malum bildirilerini yayınladı.”
Erdoğan’ın "Laikliği Birlikte Savunuyoruz" başlıklı bildiriye yönelik çıkışı bundan 10 yıl önce “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisini yayımlayan akademisyenleri hedef gösteren konuşmasını anımsatmaktadır. 10 yıl önceki bildiri, o dönemde yaşanan insan hakları ihlallerine karşı siyasi erki Anayasa’yı ve yasaları uygulamaya çağırırken, bugün tartışmalara konu olan bildiri ise Anayasa ve yasalara rağmen laiklik ilkesinin ihlal edilmesini eleştirmektedir. Her iki bildiri de -içeriğine katılıp katılmamak bir tarafa- düşünce ve ifade özgürlüğü çerçevesinde siyasi erki hukukun gereklerini yerine getirmeye çağıran metinlerdir.
2016’da yayımlanan bildiri, milliyetçilik üzerinden hak, hukuk arayışında olanları, barışı savunanları ötekileştirmek ve cezalandırmak için kullanılmış; yüzlerce akademisyen bu bildiri nedeniyle üniversiteden ihraç edilmiş, ağır ceza mahkemelerinde yargılanmıştı. Amaçlanan, korku yaratarak akademiyi susturmak, iktidara karşı çıkan tüm sesleri kesmekti. AKP iktidarı bu amacına önemli ölçüde ulaştı. Yarattığı korku ortamında hukukun tamamen işlevsiz olduğu otoriter bir rejim inşa etti.
AKP’nin korku ve baskı ile inşa ettiği otoriter rejimde bugün açlık, yoksulluk başta olmak üzere toplumsal sorunlar öylesine derinleşti ki AKP de rejim de yüksek sesle sorgulanmaya başladı. Sorunların üzerini örtmek ve tepkilerin önünü almak için iktidarın milliyetçilik ya da din üzerinden toplumda kutuplaşmanın derinleştirmesi gerekiyordu. Kürt sorununun müzakere edildiği bir süreçte Kürt düşmanlığı üzerinden milliyetçiliği köpürtmek uygun olmazdı. Oysa bir süredir rafa kaldırılmış olan laiklik üzerinden yaratılacak kutuplaşma ile hem muhafazakar kesim yeniden AKP’nin yanına çekilebilir hem de manevi dünya yüceltilerek açlık, yoksulluk gibi maddi dünyanın sorunlar unutturulabilirdi.
Erdoğan’ın 10 yıl öncekine benzer bir çıkışla, bu kez laiklik üzerinden toplumu kutuplaştırarak AKP/saray rejiminin ömrünü uzatabilecek koşulları sağlamaya çalıştığı aşikârdır. Buna karşı durmanın yolu ise milliyetçilik üzerinde de din üzerinde de kutuplaştırma tuzağına düşmeden hukuka, demokrasiye, özgürlüklere sahip çıkmaktan geçer.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder