23 yılı aşan süredir iktidarda olan AKP’nin icraatları ile emekçi kesimlerin çıkarları arasında derin bir çelişki hep vardı. AKP bu çelişkiyi kimi zaman AB üyelik süreci vesilesiyle ortaya attığı vaadlerle kimi zaman sendika bürokratlarını kullanarak yarattığı “uzlaşma” görüntüsüyle kimi zamansa kolluk güçlerinin baskı ve şiddetiyle maniple etmesini bildi. Ancak bugün gelinen noktada emekçilerin karşı karşıya kaldığı halk ihlalleri, yoksullaşma ve çalışma rejimindeki sömürü koşulları öylesine ağırlaştı ki emekçilerin bir kısmı her türlü manipülasyona karşı çıkıp, baskı ve şiddete uğrama pahasına hakları için direnişe geçiyor. AKP/saray rejiminin “patronların çıkarlarını koruma örgütü” haline dönüştürdüğü devletin kolluk güçlerinin baskı ve şiddetine karşı gerçekleştirilen direnişlere ve işçilerin uğradıklara baskılara en yakın zamandaki şu birkaç örneği verebilebiliriz:
İlk örnek Edirne’den. Aylardır ödenmeyen ücretlerini, gasp edilen haklarını talep eden ve işten çıkarmalara karşı çıkan -eski Tekirdağ AKP İl Başkan Yardımcısı Bekir Kiremitçi'ye ait olan- Özşen Maden işçileri, Edirne'de Selimiye Camii restorasyon açılışına katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ulaşmak isterken jandarmanın müdahalesiyle karşılaşıyor. Yerlerde sürüklenen ve coplarla darbedilen birçok madenci gözaltına alınıyor. Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın öncülüğünde kendilerini maden ocağına kapatarak açlık grevine başlayan işçilere ve onları ziyaret eden ailelerinin üzerine işletme binasından ateş ediliyor. Tüm baskılara rağmen direnen işçiler, taleplerini patrona kabul ettiriyor.
İkinci örnek, Ankara Yenimahalle’de yapımı devam eden Adalet Sarayı şantiyesinde çalışan ve alamadıkları ücretlerini talep eden Rönesans Holding bünyesinde faaliyet yürüten Gülpa adlı taşeron firmanın işçileri. Haklarını arayan işçiler firma yetkilileri tarafından kesici aletler ve sopalarla saldırıya uğruyor ve bu saldırıda en az üç işçi yaralanıyor.
Üçüncü örnek, Giresun’un Şebinkarahisar ilçesinden. Mart ayından bu yana ücretlerini alamayan Yıldızlar Holding bünyesindeki Nesko Maden’de çalışan yaklaşık 200 işçi “Kiramızı ödeyemiyoruz, markete, bakkala, fırına borçlandık. Emeğimizin karşılığını istiyoruz.” diyerek tepkilerini dile getiriyor. İşçiler, ücretlerinin ödenmemesi halinde Doruk Madencilik işçileri gibi mücadeleyi Ankara’ya taşıyabileceklerini söylüyor.
Son örneğimiz ise Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nın çağrısıyla özel okullardaki güvencesiz çalışma koşulları ve düşük ücretler başta olmak üzere yaşadıkları sorunları gündeme taşımak için Ankara’da bir araya gelen eğitim emekçileri. Milli Eğitim Bakanlığı önünden Meclis’e yürümek isteyen öğretmenlere polis müdahale ediyor ve Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası Genel Başkanı Eren Edebali dahil, 41 öğretmen darp edilerek gözaltına alınıyor.
Emekçilerin haklarına yönelik ihlallere karşı direnişler ve bu direnişlere karşı devletin, patronların baskısı ve şiddeti bu örneklerle sınırlı değil elbette. Ülkenin dört bir yanından sanayiden tarıma, inşaattan hizmet sektörüne tüm iş kollarında çalışma rejimi ve sosyal haklarda pek çok hak ihlali yaşanıyor. AKP/saray rejimi, bu hak ihlallerine karşı sesini çıkartan emekçilere karşı sınıfsal tercini çekinmeden ortaya koyuyor ve hak mücadelelerini bastırmak için otoriterliğini en acımasız biçimde gösteriyor.
AKP/saray rejiminin emekçilerin hak mücadelesine karşı takındığı otoriter tavır, Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu (ITUC)’un Mayıs ayında yayımlanan 2026 Küresel Hak İhlalleri Endeksi’ne de yansımış. Geçtiğimiz 13 yılda olduğu gibi bu yıl da Türkiye’nin 169 ülke içinde işçi haklarının en kötü olduğu 10 ülke listesinde bulunduğunu gösteren endeksin yer aldığı raporda “Otoriter Erdoğan hükümetinin temel işçi haklarını çiğnemek konusunda köklü bir geçmişi olduğu”ndan söz edilirken; devlet ile işverenlerin “sendikal haklara karşı düşmanca bir tavır" izledikleri ve örgütlenme özgürlüğünü ihlal ettikleri belirtiliyor. Raporda ayrıca sendikalara yönelik tehditler ve sendikacıların tutuklanmalarına ilişkin örneklere de yer veriliyor.
Uluslararası kurumların raporlarına yansıyan hak ihlalleri ve emekçilerin haklarını savunmak için gösterdiği direnişleri engellemeye yönelik örnekler, AKP/saray otokrasisinin emekçilere yönelik baskı ve şiddetininin düzeyini göstermesi bakımından önemlidir. Sadece asgari ücretin değil ücretler genel seviyesinin ve emekli aylıklarının yoksulluk ve hatta açlık sınırın altında kalması ve her ay 200’ü aşan iş cinayetini de otoriter rejimin maniple etmeye çalıştığı iktidarın politikalarıyla emekçilerin hakları arasındaki çelişkilerin bir sonucu olarak okumak gerekir. Verdiğimiz örneklerin gösterdiği bir başka olgu ise her türlü baskıya rağmen emekçilerin kendilerine dayatılan koşullara rıza göstermeyip direnmekte olduğudur. Bu direnişlerin en dikkat çeken yönü ise neredeyse hiçbirinin yasaların toplu iş sözleşmelerinde yetkili kabul ettiği bürokratik sendikalar tarafından değil, “fiili ve meşru mücadele yürüten” sendikalarca örgütlenmiş olmasıdır. Bu da bize önümüzdeki dönemde işçi sınıfı mücadelesinin hangi araç ve yöntemlerle yapılıp yapılamayacağı konusunda çok önemli ipuçları vermektedir!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder