1 Mayıs 2026 Cuma

Türkiye NATO’nun “ileri üs bölgesi” mi oluyor?

                               2 Mayıs 2026

Önce Rusya-Ukrayna savaşı, ardından ABD’nin birçok ülkeyi tehdit eden çıkışları ve nihayet ABD ile İsrail’in İran’a saldırısıyla zirveye ulaşan, ekonomik ve siyasi etkileri tüm dünyada hissedilen küresel belirsizlikler, kapitalist dünya düzeninde bir yeniden yapılanmanın işaretini veriyor. Küresel belirsizliklerin neden olduğu kaos ortamı, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere uluslararası birliklerin, kurumların, ekonomik ve siyasi ittifakların da sorgulanmasına neden oluyor.


Bu sorgulamalar örneğin Avrupa Birliği’nde olduğu gibi üye ülkeler arasında birliğin yapısı ve geleceği konusunda kimi görüş farklılıklarını açığa çıkarırken; NATO’da -ABD’nin ayrılma kartını da öne sürerek dayattığı- köklü değişimleri gündeme getiriyor. Bu arada Birleşik Arap Emirlikleri’nin OPEC’ten ayrılması gibi örneklerin de önümüzdeki süreçte artabileceğine yönelik beklentiler güçleniyor. 


Bu dönemde Türkiye’nin doğrudan etkilendiği, dönüşüm sancısı çeken uluslararası kurumların başında NATO geliyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, geçtiğimiz hafta Ankara’daydı. Rutte’nin sebep-i ziyareti Temmuz ayında Ankara’da yapılacak olan NATO zirvesiydi. Ancak Rutte Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı’yla yaptığı görüşmelerde ve Aselsan’ı ziyaretinde önemli mesajlar verdi. 


Rutte’nin verdiği mesajlardan biri, küresel kaos ortamında Türkiye’nin jeostratejik öneminin arttığı ve NATO’nun değişen öncelikleri içinde Türkiye’nin daha etkili bir rol üstlenmesinin gerekli hale geldiğiydi. Rutte göre, NATO’nun -ABD’den sonra- en büyük ikinci ordusuna sahip olan Türkiye, Trump’ın ABD’yi NATO’dan tamamen çekmesi ya da Avrupa’daki varlığını azaltması durumunda NATO’nun en büyük ordu gücü olacaktır. Öte yandan Türkiye, Kuzey Atlantik Paktı’nın savaş bölgesi olan hem Karadeniz hem de Ortadoğu’da yer alan tek üye ülkedir. Bu özelliği ile Türkiye, NATO’nun harekat olanaklarını arttırabileceği gibi Avrupa’nın da güvenliğini sağlayacak “ileri üs bölgesi” olarak değerlendirilebilir. Sahip olduğu coğrafi konum ve askeri potansiyel Türkiye’yi herhangi bir NATO ülkesi olmaktan öteye taşıyarak stratejik bir merkez haline getirmektedir. Geçtiğimiz günlerde gündeme gelen Türkiye'de bir NATO kolordusu kurulması, yeni NATO karargâhlarının oluşturulması ve boğazlarda egemenliğin NATO unsurlarıyla paylaşılmasına ilişkin gelişmeler, Rutte’nin bu konudaki mesajlarının ete kemiğe bürünmesi olarak da okunabilir sanıyorum.


Rutte, NATO’nun değişen yapılanması içinde Türkiye’nin artan önemine ve üslenmesi gereken yeni role ilişkin diğer mesajını ise Aselsan’ı ziyaretinde söylediği "Türkiye bir savunma sanayi devrimi yaşadı.” ifadesinin ardından verdi. Türkiye’nin silah sanayinde son yıllarda gerçekleştirdiği atılımı “devrim” olarak niteleyen ve övgüler düzen Rutte, Rusya, Çin ve İran’la ilgili “büyük tehlikelerle karşı karşıya oldukları”nı ve buna karşı daha fazla ve daha hızlı silah üretmenin önemini vurguladı. Genç mühendislerin silah sanayinde çalışmalarından mutluluk duyduğunu belirten Genel Sekreter, silahlanma harcamalarındaki artıştan duyduğu memnuniyeti ise “NATO'daki siyasi liderlerimiz savunma harcamalarını artırma taahhüdünde bulundular ve şu anda savunma sektörüne gerçekten de daha fazla kaynak aktarılıyor, bu harika bir gelişme.” sözleriyle ifade etti.


NATO Genel Sekreteri’nin Ankara ziyaretindeki sözleri, yeniden yapılanma sancıları çeken kapitalist yeni dünya düzeninde emperyalizmin savaş aygıtı olan NATO’nun hem yeni vizyonu hem de bu vizyon içinde Türkiye’ye biçilen role ilişkin önemli ip uçları vermektedir. Buna göre NATO, Rusya, Çin ve İran’ı en yakın güvenlik tehdidi olarak belirlemektedir. Bu ülkelerle girilecek muhtemel bir savaşta Türkiye, jeostratejik konumu, askeri gücü ve silah üretme potansiyeli nedeniyle “ileri üs bölgesi” -yani sıcak çatışmanın alanı- olarak kullanılacaktır. 


Türkiye’ye biçilen yeni role ilişkin sözlerine Rutte’nin ziyaret ettiği Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı herhangi bir itirazda bulunmadıkları gibi Rutte’yi destekleyen açıklamalar yapmışlardır. Dolayısıyla Rutte’nin sözlerinin AKP/saray iktidarı tarafından da kabullenildiğini ve Türkiye’nin önümüzdeki süreçte bu yeni role uygun olarak kendisini yapılandıracağını söylemek mümkündür. 


Rutte’nin çizdiği ve iktidarın da onayladığı -ya da en azından karşı çıkmadığı- anlaşılan çerçeveye göre Türkiye, halklarına karşı herhangi bir husumet beslemediği, devletler düzeyinde de büyük çıkar çatışmalarının olmadığı ülkeler ve onların halklarıyla sırf NATO istediği için(!) sıcak bir savaşın odağı olma riskiyle karşı karşıya kalacaktır. Böylece Türkiye, muhtemel bir savaş durumunda “ileri cephe” konumu nedeniyle dünyanın en büyük savaş gücüne sahip ülkelerin doğrudan hedefi haline gelecektir. Sıcak bir savaş yaşanmasa bile Türkiye üsleneceği yeni rolün yarattığı riskler nedeniyle silahlanmaya daha fazla kaynak ayıracak ve bunun bedelini zaten yoksullukla, sefaletle cebelleşen topluma ödetecektir. Savaşı ve savaşın bedelini ödemek istemeyenlerin sesini kesmek için ise otoriterliğin düzeyi daha da arttırılacaktır.



Hiç yorum yok: