24 Temmuz 2026 Cuma

Neden KESK?

                                     25 Temmuz 2026

15 Temmuz darbe girişiminin 10. yılında KESK, darbe gerekçesiyle ilan edilen OHAL döneminde çıkarılan KHK’lar ve Yüksek Disiplin Kurulu kararıyla ihraç edilen ve aradan geçen yıllarda yargı süreci tamamlanmadığı gerekçesiyle görevine döndürülmeyen üyeleri için “Adalet Nöbeti” eylemi düzenledi. Nöbetin adresi önce Adalet Bakanlığı’nın önü olarak belirlenmişti; izin alınamayınca nöbetin KESK Genel Merkezi’nin önünde yapılması planlandı. Ancak Anayasa ve yasalara tamamen uygun olan bu eylem kolluk güçleri tarafından şiddet kullanılarak engellenmek istendi. Birçok kamu emekçisi darp edilirken KESK ve bağlı sendikaların MYK üyelerinin de bulunduğu 20 kişi gözaltına alındı. Tüm engellemelere rağmen KESK’in nöbet eylemi, siyasi partilerin ve demokratik kitle örgütleri temsilcilerinin de katılımıyla 24 saat boyunca devam etti.

Kamu emekçileri, Osmanlı’dan bu yana Türkiye’nin -oldukça zayıf olan- demokrasi ve hak mücadeleleri tarihinde önemli bir yere sahiptir. 1995’te kurulan KESK’in geçmişi de bu mücadeleci örgütlenmelere dayanır. Kamu emekçi örgütleri, ilk kez sendikalaşma hakkını elde ettikleri 1965 tarihli 624 sayılı Devlet Personeli Sendikaları Kanunu’nun çıkarılmasında ve yasanın yürürlükte kaldığı 12 Mart 1971 darbesine kadar geçen dönemde toplumsal mücadelenin en önde gelen aktörlerinden olmuştur. 12 Mart darbesinin sendikalaşmayı yasaklaması kamu emekçilerinin mücadelesini engellememiş, dernekler çatısı altında mücadele sürmüştür. Ta ki 12 Eylül 1980 darbesinin kamu emekçilerinin dernekleşmesini de yasaklayana kadar.

12 Mart gibi 12 Eylül yasakları da kamu emekçilerini mücadeleden alıkoyamamış, 1980’li yılların ikinci yarısında dernekler, 90’lı yıllarla birlikte ise -yasak olmasına rağmen- kurdukları sendikaların çatısı altında “fiili ve meşru” mücadelelerine devam etmişlerdir. 1995’te KESK’i oluşturacak olan kamu emekçi sendikaları önce Kamu Çalışanları Platformu (KÇP), sonrasında da Kamu Çalışan Sendikaları Platformu (KÇSP)’nda bir ara gelmişlerdir. KESK ve onu oluşturan sendikalar, hem Türkiye’de kamu emekçilerinin sendikalaşmasının yolunu açan bir mücadele sergilemiş hem kamu hizmetlerinde neoliberal dönüşüme karşı olmuş hem de kamu emekçilerinin özlük haklarının yanı sıra -çatışmaların en yoğun olduğu dönemlerde dahi- “Kürt sorunun barışçıl yollarla çözümü ve Türkiye’nin demokratikleşmesi” yönünde inisiyatif üstlenen bir perspektif benimsemiştir. Öte yandan KESK, işçi sınıfının her alandaki direnişinin yanında yer almış, kadın haklarından çevre mücadelesine kadar toplumsal hareketlerin içinde bulunmuştur.

Kendisinin ve öncülü olan örgütlerin toplumsal mücadelede üstlendiği aktif rolü, ama daha önemlisi, özellikle “sınıf hareketiyle demokrasi ve barış mücadelesini birleştiren bir anlayışa sahip olması” nedeniyle KESK, siyasi iktidarlar tarafından hep bir “tehdit unsuru” olarak görülmüş, baskı altına alınmaya çalışılmıştır. KÇSP’nin mücadelesiyle sendikalaşmanın önündeki engellerin kalktığı 1992’den itibaren devletin ve siyasi iktidarın güdümünde sendikalar kurulması yoluna gidilmiştir. Bu bağlamda Milliyetçi geleneği temsil eden T. KAMU SEN ve Milli Görüş geleneğini -yani siyasal İslâm’a yakın çevreleri- temsil eden MEMUR SEN ve bunlara bağlı olan sendikalar; -daha sonra KESK çatısı altında toplanacak olan- KÇSP’de yer alan sendikaların gücünü kırması için, çoğunluğu kamu idarecileri olan kişilere kurdurulmuştur.

Bundan 25 yıl önce 2001’de yürürlüğe giren 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu da KESK’in önünü kesmek için yapılan önemli bir hamledir. Yasa ile aidatların kaynaktan kesilmesi, “toplu görüşme/toplu sözleşme yetkisinin üye sayısı en fazla olan konfederasyona ve hizmet kollarında üye sayısı en fazla olan sendikaya verilmesi koşulu”nun getirilmesi, sendikalar ve konfederasyonlar arasındaki rekabetle birlikte siyasi iktidarın bu alana müdahalelerini de arttırmıştır.

15 Temmuz darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL düzeni ve KHK’lar, ülkede otoriter bir rejim kurmanın fırsatı olarak görülürken “barışı savunduğu için ya da sendikal faaliyetlerinden dolayı” üyeleri ihraç edilerek KESK’in mücadelesine ket vurulmak istenmiştir. Zira neoliberal dönüşüm sürecindeki tutumu ve toplumsal mücadelelerdeki öncü rolünün yanı sıra sahip olduğu “barış ve “demokrasi” perspektifiyle KESK, AKP iktidarının toplumsal rıza üretilmesinin önünde de önemli bir engel olmuştur. Ancak tüm baskılara rağmen KESK’e bağlı sendikalar, ihraç edilen üyeleriyle dünyada eşi benzeri az görülür bir dayanışma örneği sergilerken, KHK hukuksuzluğuna karşı mücadelesini de 10 yıldır sürdürmektedir.

Çalışma Bakanlığı’nın açıkladığı son istatistiklere göre siyasi iktidarın karşısına çıkardığı “sahte” sendikalar arasında, üye sayısı bakımından 4. sırada yer almakla birlikte KESK, son adalet nöbetinde de görüldüğü gibi, kamu emekçilerinin hakları ve Türkiye’de barış ve demokrasi mücadelesinde rol almaya devam etmektedir. Tüm örgütler gibi KESK’in de kendi iç sorunları ve eksiklikleri elbette vardır. Ancak bu sorunlar, yüzyılı aşan bir mücadele geleneğini temsil eden KESK’in bugün de “kamu emekçilerinin örgütlü olduğu tek gerçek sendikal yapı” olduğu gerçeğini değiştirmez!


Hiç yorum yok: