23 Ekim 2026 Cuma

Fransa’da yakılan kıvılcım aleve dönüşür mü?

                            24 Ekim 2026

Fransa’da liselilerin başlattığı, üniversite öğrencilerinin, öğretmenlerin, velilerin, göçmenlerin, sol örgütlerin, işçi sendikalarının da katıldığı ve diğer Avrupa ülkelerine de yayılan sokak eylemlerini birbiriyle bağlantılı iki noktadan ele almak gerekiyor: Bunlardan birincisi liselerdeki olumsuz koşulların düzeltilmesi talebiyle başlayan eylemlerin kitleselleşerek yayılmasının ardında yatan nedenler. Diğeri ise hükümetle birlikte “aşırı” olarak tanımlanan ırkçı/faşist sağın, bir ayını dolduran eylemler sırasında yaşanan kimi yağma olaylarını eylemleri marjinalleştirmek için öne çıkarması ve eylemcilere uygulanan şiddetin iç yüzü.


Liseliler eyleme, -ısınma ve temizlik başta olmak üzere- okulların fiziki sorunlarının yanı sıra öğretmen yetersizliği yüzünden derslerin boş geçmesi, sınav sisteminden kaynaklanan eşitsizlikler ile öğrencilerin yeterli ve sağlıklı beslenme olanağından yoksun olması vb sorunların çözülmesi talebiyle başladı. Üniversite öğrencileri, daha çok gelecek kaygısı; öğretmenler, ücretlerin düşük olması ve iş yükünün fazla olması; öğrenci velileri, çocuklarının taleplerine omuz vermenin yanı sıra hayat pahalılığı gibi nedenlerle eylemlere fiilen katılıyor ya da destekliyor. Sendikalar da yine öğrencilerin taleplerine destek verirken diğer yandan işsizlik, güvencesizlik, yoksullaşma gibi sorunları bu eylemlerde gündeme getiriyorlar. Toplumun en yoksul, en dışlanmış kesimi olan  göçmenler ise işsizliğin, yoksulluğun yanı sıra Avrupa genelinde yükselen ırkçılığın yarattığı ötekileştirmeye karşı seslerini duyurmak için sokak eylemlerinde yerlerini alıyor.


Lise öğrencileri eylemler öncesinde taleplerini okul yönetimlerine ilettiklerinde aldıkları yanıt, -Türkiye’den de çok iyi bildiğimiz gibi- eğitime ayrılan kaynakların yetersizliği nedeniyle, taleplerinin karşılanamayacağı olmuştu. Eylemlere katılan diğer kesimlerin gündeme getirdiği sorunlar ve talepleri de genellikle liselilerinki gibi ekonomiyle bağlantılı konular. 


Okulların durumu, gençlerin gelecek umudunu kaybetmesi, esnek ve güvencesiz çalışma rejimi, işsizlik, düşük ücretler, enflasyon karşısında eriyen alım gücü, vergi adaletsizliği vb sorunlar diğer birçok ülke gibi Fransa’da da yıllardır uyulanan neoliberal politikaların bir sonucu. Irkçı/faşist sağın yükselmesinin önünü açan yabancı düşmanlığı da yine neoliberal politikaların yarattığı sorunlara çözüm üretemeyen siyasetin, göçmenleri “günah keçisi” olarak göstermesinden kaynaklanıyor. 

Sermayenin çıkarlarını temsil eden Macron hükümeti bu politikalardan taviz vermek istemediği için öğrencilerin, gençlerin, emekçilerin, göçmenlerin taleplerini karşılamak yerine, bu talepleri dile getirmek isteyenleri en sert biçimde bastırma yoluna gidiyor.  


Farklı toplum kesimlerinin içinde yer aldığı eylemcilerin gündeme getirdiği sorun ve talepler doğrudan ve dolaylı olarak ekonomi politikalarıyla ilgili olduğu gibi hükümetin soykırımcı Netanyahu’ya verdiği desteğin ve ırkçı/faşist sağın giderek yükselmesinin protesto edilmesini de içeriyor.


Eylemlerin gerekçesi olan meseleler sadece Fransa’ya özgü değil. Bu nedenle eylemler hızla Belçika, İtalya, İspanya, Yunanistan, Arnavutluk, Polonya gibi Avrupa ülkelerine de yayıldı. Amerika, Afrika ve Asya’nın kimi ülkelerinde de benzer sorunlar ve taleplerle eylemler gerçekleştiriliyor. Eylem haberi gelmeyen ülkelerde benzer sorunların olmadığını söylemekse mümkün değil. Bu ülkelerde halkların tepkisinin henüz sokağa yansımamış olmasını devletlerin baskı ve şiddet politikalarının çok daha güçlü olmasına bağlamak sanırım yanlış olmaz. 


Ancak bundan da eylem yapılan ülkelerde şiddetin olmadığı anlamını çıkarmamak gerekiyor. Zira Fransa başta olmak üzere hemen tüm ülkelerde eylemcilere yönelik devlet şiddeti insan haklarını ihlal edecek boyutlara varıyor. Örneğin Fransa’da onlarca genç, polisin kullandığı yasaklı patlayıcılarla yaralandı, binlercesi şiddet kullanılarak gözaltına alındı. Çeşitli bölgelerde sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Macron yaptığı açıklamalarda, şiddetin ve baskının daha da arttırılacağı mesajı verdi. Öte yandan sivil polisler ve ırkçı/faşist grupların provakasyonuyla, eylemlerin yağmaya dönüştüğü algısı yaratılarak eylemler marjinalize edilmeye çalışılıyor. Benzer bir durumun önümüzdeki günlerde eylem haberlerinin geldiği diğer ülkelerde de yaşanacağını şimdiden öngörmek mümkün. 


Neoliberalizm, bundan yaklaşık 50 yıl önce yine baskıyla, şiddetle, darbelerle toplumlara kabul ettirilmeye çalışılmış, işçi ve gençlik hareketleri başta olmak üzere, toplumsal mücadeleler bir daha ayağa kalkamayacak biçimde çökertilmek istenmişti. Aradan geçen yarım asırda neoliberalizmin yarattığı sosyal yıkım öylesine büyüdü ki tüm baskıya ve şiddete rağmen toplumun geniş kesimleri tepkilerini ortaya koymak için çabalıyorlar. Bunu kırmak için ise siyasi iktidarlar devletin baskı aygıtlarının yanı sıra ırkçı/faşist milisleri de sahaya sürmüş durumda.


Fransa’da geçtiğimiz hafta sonu bir milyona yakın katılımın olduğu eylemin ardından, tüm baskı, şiddet ve provakasyonlara rağmen, önümüzdeki hafta sonu için de eylem çağrısı yapılıyor. Ayrıca sendikalar 5 Kasım için genel grev çağrısında bulunuyor. Almanya’da da gençler, artan enflasyon, barınma krizi, eğitim, sağlık ve sosyal hizmet alanlarındaki kısıtlamalara karşı 31 Ekim’de birçok kentte eylemler düzenliyor. Diğer ülkelerde de tüm baskıların gölgesinde gençler, emekçiler, göçmenler neoliberal ve faşist saldırganlığa teslim olmadan, mücadeleyi büyüterek sürdürmekte kararlı.


Fransa’da yakılan neoliberalizme ve faşizme karşı mücadele kıvılcımının aleve dönüşmesi için genel grev çağrısı çok kıymetli ancak genel grev başta olmak üzere tüm eylemlerin enternasyonel bir forma kavuşması yani küresel boyutta ortaklaşması gerekiyor. Tarihin bize gösterdiği odur ki doğayı, emeği, insanlığı öğüten çarkları durdurulmadan kapitalizmin yıkımına engel olunamıyor! 


 




 


 








Hiç yorum yok: